Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.84826.8757
Euro7.76347.7945
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam121
Toplam Ziyaret438990
Takvim
Saat
Muhsin MANAV
muhsin33_1@hotmail.com
KONTRAPLAK
24/06/2020
Merhaba;
Yıllar içinde adı sürekli değişse de bazı sınavların adı halk dilinde hep aynı kalır. Bazı köprülerin, bazı hava alanlarının adı değişse bile halk dilinde aynı kaldığı gibi. Adı ister  ÜSS, ister ÖSS, ister ÖYS veya YKS veya MKFSA olsun, ister ilk aşama ister ikinci aşama, isterse tek seferde yapılsın; sınavın adı üniversite sınavıdır. Biraz daha eskiden de imtihana girmek olarak anılırdı. Haziran ayı içinde yapılan sınav sonuçları Ağustos ayı sonlarına doğru belli olur, gazetelerde yayınlanırdı. 10 haneli sınav numarasının ilk beşinin altına denk gelen diğer beş numaranın oluşturduğu 10 binlik dilimin içinden her hangi bir bölümü kazanan adayların numaraları yayınlanırdı. Mesela:8524434376 olan ÖSYM numarasının bir bölüme girip girmediğini anlamak için önce 85244 ara başlığı bulunur, sonra numaranın son iki rakamı ihmal edilir yani, 343 rakamı aranır, varsa karşısına denk gelen rakam, yani, girilen bölümün kodu okunur, nereye yerleştiğinizi anlardınız. Mesela 6111.okul kodları listesinden bulup bakardınız. Y. Teknik Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik bölümü. Eğer  343 yoksa tekrar sınava hazırlanmanız gereken bir yıl daha var demektir.
            Yıllar önce ben de bir çok lise mezunu gibi üniversite sınavına girmiş, ilk denememde daha sonraki yıl da sınava girebilecek başarıyı! Yakalamıştım. Ertesi yıl bu başarıyı! Tekrarladım.Taa ki 3.denemeye kadar. O gün bu gün hiçbir başarım yok zaten! O yıllarda yani 1985-87 yılları arasında ülkemizde 28 tane üniversite vardı. Bunların 6 tanesi İstanbul,5 tanesi Ankara 2 tanesi İzmir kalan 15 tanesi de farklı 15 ilimizdeydi. Yani 67 vilayeti olan Türkiye'de sadece 18 ilimizde üniversite vardı.Bu üniversitelere bağlı yüksekokullar ise yakın şehirlerde faaliyetteydi. Yüksekokul kavramının bile anlamının olduğu yıllardı. Çünkü ilkokul öğretmeni ya da sınıf öğretmeni diye bildiğimiz mesleki eğitim bu yüksekokullarda okutulan bir bölümdü. O zamanki adıyla söylersek; ”iki yıllık”. Bu iki yıllık bölümlerden önemli olanlar ki hala önemli bölümlerdir; bilgisayar, bilgisayarlı muhasebe ve harita kadastro teknikeri yetiştiren bölümler ve Adalet yüksekokuludur. Gerisi israftır. Günümüzde her ilde 5-6 tane üniversite olması veya her ilde en az bir üniversite olması eğitim başarısı ya da yükseköğretimde çağ atladığımız anlamına gelmiyor maalesef. Yüksekokulu ile çok fazla ve her üniversitede bulunan bazı fakülteler ve bazı bölümlerle yükseköğretim sistemimiz bir oyalama aygıtına dönüşmüş durumda.
           Mesela Mut yüksekokul bulunduran binlerce yerden biri. Hangi bölümler var? Faydasız, geçersiz, okulla değil, usta-çırak ilişkisi ile öğrenilecek mesleklerin adının verildiği, öğrenciyi geleceğe ya da biraz daha yukarıya taşıyan değil, oyalayan, zaman kaybı olan bölümler. Anne-Baba biraz cahil ise evladımız okul kazandı yanılgısına düşüp, bin bir zorlukla çocuğu Mut Meslek Yüksekokuluna mobilya okusun, süt okusun, arı okusun, diye yolluyorlar. Çocuk durumun farkında olmasına rağmen iki yıl burada özgürlük hezeyanı ile vaktini boşa harcamaya geliyor. 2 ya da 3 yılın sonunda çocuk geri dönüp ailesinin yanına yerleştiğinde ortada kayıp yıllar ve boşa giden maddiyat dışında bir işlem objesi kalmıyor. Bunun sorumlusu her halükarda devlettir. Bu bölümleri açarak bu bölümlerin faydasızlığı ortada iken, açık tutmaya devam ederek bu yolla insanların evlatlarına dair umutlarını sömürüp, geleceğe dair planlarının yıllarca sonraya kalmasına sebep olarak sürekli suç işlemektedir. Bunun dışında, bu bölümleri bitiren bazı öğrencilerin “ben üniversite mezunuyum” şeklinde bir komplekse kapılıp iş beğenmemelerinin suçlusu da devlettir. Çok donanımlı olup, üniversite mezunu oldukları halde iş bulamadıklarını söyleyip, yarım kültürleri ve olmayan dünya görüşleri ile sistem eleştirisi yapabilen bir yığın canlının oluşması da devletin suçudur. Devlet cumhuriyetin ilanından itibaren, hiçbir sistemde ve hiçbir devirde ve de hiç bir program dahilinde eğitimi becerememiştir. Eğitim hakkının sağlanması ve herkesin eğitim alma hakkının korunması, bunun da yeterli enstrümanlarla ve yeterli eğitimci kadrosu ile yapılması devletin görevidir. Hal böyleyken eğer yeterli sayıda eğitimci yoksa işe eğitimci yetiştirerek başlamak gerektir. Bu eğitimci yetiştirme işinin başlangıcı “köy enstitüleri” gibi bir kılık değiştirmiş medrese modeli ile yapılma çalışılınca bu çarpıklık hala düzeltilemedi. İlkokul mecburi daha sonraki okullar yeterlilik sınavına bağlı olarak devam edilecek şekilde düzenlenmeli ki, öğrenci üniversite çağına geldiğinde/gelebildiğinde kendisi başta olmak üzere herkes zaten hangi bölümü okuyacağını biliyor olmalı. Yoksa matematik görmeden lise mezunu olup, sonra da bir bölümü kazanıp hatta bitiren müzik öğretmenleri gibi KPSS ye gireceğiniz zaman üçgenin alanını bile hesaplayamayan boş bireyler olursunuz. Oysa müzik matematiktir, matematiği olmayan nota dizilimi kötü ses ve kakafonidir. Bu durumda yazımızı bir klişe ile bitirelim o halde: Eğitim şart…
Afiyet olsun.


331 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TARİHGATE - 08/07/2020
TARİHGATE
YAYLA KOKUSU - 01/07/2020
YAYLA KOKUSU
KARA KITA’DAN YENİ KITA’YA - 17/06/2020
KARA KITA’DAN YENİ KITA’YA
MUHARREM (LEGEND) GERİ DÖNDÜ - 03/06/2020
MUHARREM (LEGEND) GERİ DÖNDÜ
BAYRAM DELİSİ - 27/05/2020
BAYRAM DELİSİ
NASILSIN BAYRAMI - 13/05/2020
NASILSIN BAYRAMI
BARIŞ GEREKSİZDİR - 06/05/2020
BARIŞ GEREKSİZDİR
LİMON RUHUN GIDASIDIR - 29/04/2020
LİMON RUHUN GIDASIDIR
ÇÖL KOKUSU - 22/04/2020
ÇÖL KOKUSU
 Devamı