Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.19299.2297
Euro10.671010.7138
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam25
Toplam Ziyaret530113
Takvim
Saat
Muhsin MANAV
muhsin33_1@hotmail.com
YAYLA KOKUSU
01/07/2020
Merhaba,
Bütün yıl hazırlanılan sınavların sonuncusu da geçtiğimiz hafta sonu yapıldı ve bitti. Şimdi sıra sıcaklardan bahsetmeye geldi. Havalar bu yıl geçte olsa memleket normallerinde ısındı. Bu sıcaklar ekim başına kadar devam eder. Demedi demeyin. Yakın zamanda yayla muhabbetleri de başlar. Gerçi gerçek yaylacılar nisan ayında çıkıp kasım sonunda inerler yayladan. Bu sene bu virüs yüzünden evde kalmış olabilirler. Yine de yaylaya çıkınca kış gelene kadar inilmemesi taraftarıyım. Hatta evin şartlarını ve donanımını kışa uygun hale getirip kışın da zaman zaman yaylada kalmak gibi bir hayalim var. Kısacası sürekli yaylada olup gerekmedikçe Mut'a gelmeyeyim diye düşler dururum.
Ama yıllardır, yaylaya sadece hafta sonları gidebiliyorum. Eski zamanlarda,çocukluğumda ,sabahları “Bayır Fırını” na pide almaya giderken hava çok soğuk olurdu. Bir de günlerce süren bir rüzgar ve sürekli uğuldayan tepeler var aklımda .Büyüklerimiz bu Sertavul “deli” zaten derlerdi. Şimdi sabahları o soğuklar yok. O soğuğa yakın soğuklar ise anca kasım ayı geldiğinde falan oluyor. Bu küresel ısınma denilen şey kutupları bile ısıtırken, bizim yaylayı pas mı geçecekti? Ucundan kıyısından dokunup havayı ısıtmaya başladı gereksiz şey.
Bir de yaylaya ilk çıktığımızda burnumuza gelen, sonra alışınca fark edemediğimiz bir kokusu olurdu yaylanın. Göç yükünü taşıyan araba evimizin olduğu sokağa girdiğinde o koku güçlü bir şekilde dolardı genzimize. Dar toprak yol, kış mevsiminde oradan geçen büyük tekerlekli arabaların çamurluyken bıraktığı izlerle dolu ve engebeli biçimde Güldür'e kadar uzar giderdi. Yolun ortasında yeşeren otlar ve illa ki avar sulama suyunun yolun içinde kendine bulduğu mecradan kayıtsızca ve minyatür bir nehir edası ile akması unutulmaz. Bu ambians içinde dere kıyısında açan ve birer kılıç gibi yukarıya doğru uzayan yeşil dikenlerin uçlarında pembe çiçekler belirirdi. Bu dikenlerin dibinde yeşil yaprakları toza bulanmış gibi duran yarpızlar keskin kokularını belli ederdi daima. Biraz daha geride tüylü ince saplarının üzerinde adını bilmediğim mor çiçekler kendi kokularını kokteyle dahil ederlerdi. Suyun kıyısından uzaklaştıkça nemi azalan toprakta sarı bir çiçek büyürdü. Papatya gibiydi, lakin papatyanın aksine ortası beyaz, yaprakları sarıydı. Bazı bilmiş çocuklar bunun hatmi çiçeği olduğunu söylerlerdi.Aynı çocuklar yarpızın da yabani nane olduğunu iddia ederlerdi. Bu yarpızların üstünde uğur böceğinin yemyeşil olan versiyonları gezerdi. Yeşil rengi o kadar parlaktı ki gece fosfor ve ışık yaydıklarını düşünerek bir çok böceği toplayıp şişeye koyup, ölmelerine neden olmuştuk çocuk aklımızla. Şimdi aklımda kaldığı kadarıyla;kekik familyasından olduğunu anladığım bir çok otun, çiçeğin, tozlu gibi görünen tüylü yapraklarından ve dokunduğunuzda kendisini salan güzel kokuların karışımından tarifsiz bir koku çıkardı ortaya. Yaylanın kokusu. Ve bu çiçeklerin üzerinde rengarenk kelebekler uçuşurdu. Küçük eflatun kanatları olan, sanki daha büyüyecekmiş gibi duran mini kelebeklerden,beyaz kanatlarının her birinde iki nokta olan büyük kelebeğe, kanatlarındaki deseni ve renk uyumunu anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği,siyah,turuncu ve mavi karışımını Picassoyu kıskandıracak kadar güzel sergileyen diğer kelebeklere varana kadar. Şimdilerde kalmadı onlarda. Uzaklarda, nispeten insansız, gürültüsüz yerlerde rastladım en son o küçük eflatun kelebeklere.Büyükler zaten hiç gelmez oldu.
Ya kuşlar? Serçe hep vardı, yine var. Göğsü sarı tüylerle kaplı sinekçiyi görmez oldum. Kuyruk sallayan nerelere gitti acaba? Gökyüzünde dolanıp duran kargalar bile azaldı. Yakından görmek için tepelere tırmandığımız şahin, doğan, atmaca gibi alıcı kuşlar da görünmez oldular. Rüzgarın iyice delirdiği zamanlarda ortaya çıkan ve sonra birden bire ortadan kaybolan kırlangıç sürüleri de yok artık.
Bu yüzden, ya da bunların da yüzünden sevdiğim o koku yok artık yaylada. Çekip gitme duygusuna kapılmalarına neden olduğumuz bitkiler ve hayvanların alıp gittikleri sadece kendileri değil, yaylanın ruhuymuş meğer. Yaylaya ait ne varsa hepsinin geri dönmesi dileğiyle…
Afiyet Olsun


750 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ORTAYA KARIŞIK - 06/10/2021
ORTAYA KARIŞIK
SADRAZAM - 29/09/2021
SADRAZAM
FRANKESTEİN ZEYTİNİ - 22/09/2021
FRANKESTEİN ZEYTİNİ
EYLÜL ANILARI - 15/09/2021
EYLÜL ANILARI
GÜZ SENFONİSİ - 08/09/2021
GÜZ SENFONİSİ
KULLANIŞLI JÜLYET MASALI - 01/09/2021
KULLANIŞLI JÜLYET MASALI
PAŞA GÖNLÜM - 14/07/2021
PAŞA GÖNLÜM
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR - 30/06/2021
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR
TÜCCAR HAMAMBÖCEĞİNE KARŞI - 23/06/2021
TÜCCAR HAMAMBÖCEĞİNE KARŞI
 Devamı