Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.29457.3237
Euro8.57908.6134
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam40
Toplam Ziyaret444244
Takvim
Saat
Muhsin MANAV
muhsin33_1@hotmail.com
TARİHGATE
08/07/2020
Merhaba,
Sıcak mevsimin en dominant ayı olan Ağustos ile birlikte Kurban bayramı da gelecek. Şeklen Hac farizasının; yani farz olan hac ibadetinin bir enstrümanıdır kurban kesmek. Ya da biraz daha açarsak Şafii mezhebine göre sünnet, Hanefi mezhebine göreyse vaciptir. Özetlersek Farz değildir. Bunun bir zamanlar Hürriyet Gazetesinde yazdığı gibi ”Kurban bayramı bu yıl da hac dönemine denk geldi” şeklindeki cehaletle ilgisi de yoktur. Seküler olmanın yanlış anlaşıldığı bir coğrafya da bu cümlenin alıcısı da zaten çoktan hazırdır. Gerçi bu coğrafya da doğru anlaşılmış ne var ki? Her olgu, ya da kriter sahip çıkanlarca da karşı çıkanlarca da yanlış anlaşılmış, bu anlaşılamama durumu illa ki hayatı; çoğu zaman da hayalleri yasaklanmış bir toplum mozaiği oluşturmuştur. Bu mozaik en son Kurtuluş savaşımızda aynı idealin uğrunda aynı bayrağın altında, aynı yürek rahatlığı ve yorgun bir alışkanlıkla ölüme gitmiş, bizlere aziz kanlarıyla sulayıp, nefes oldukları bu toprakları miras bırakmışlardır.
Bu düzenli orduların ya da dahi komutanların, üstün askeri stratejilerin ya da savaş taktiklerinin değil, bir halkın zaferidir. Topyekün savaşa giren bir ulusun her ferdi ile askere dönüşebilmesinin zaferidir. Emaneti kutsal sayan, her karış toprağını o toprak uğruna ölümüne savaşacak aidiyeti doğuştan ruhunda taşıyanların zaferidir. İlkokul sıralarından lise son sınıfa kadar sürekli anlatılan çizgi roman kıvamındaki zevzeklikler bizim tarihimiz değildir. Bu ülkenin, bu milletin tarihini bu millet savaşarak yazmıştır. Bir talimatla uydurularak yazılmış şeyler bizim değil, bu ülkeyi daha o anda ayrıştırmayı hedefleyen vampirlerin tarihidir. Düşünün;1915 yılında 1. Dünya savaşına dahil olan bir savunma savaşımızı ne hale getirdiler? Eğer gezip gördüyseniz; Çanakkale'de boğazın iki yakasında da o savunmaya ait çok izler var. Deniz gücümüz sadece mayın döşeyen bir gemiden ibaret. Orada boğazı geçmek isteyen devletlerin güçlü deniz araçları sürekli karaya bombardıman yaparken bizler karadan o gemilere bombalar yolluyoruz. Zaman zaman karaya çıkan birliklerle bizim askerimiz arasında siperden sipere, derken süngü süngüye, derken bilek gücüne mücadeleler yaşanıyor. Şehit sayısı bilinmiyor. Çeşitli kaynaklara göre farklı sayılar var. Resmi kayıtlara göre orada Ordu, kolordu, tümen ve tugay olarak bilinen birliklerden oluşmuş çok sayıda farklı bölgeden oraya sevk edilmiş askerimiz vardı. Daha sonradan “Almanlar yenildiği için biz de yenik sayıldık” zevzekliğinin çıkış noktası olan Alman-Osmanlı ittifakının izleri bu savaşta da vardır. Savunmayı, yani Çanakkale savaşını, yani Türk milletinin tarihinde “Çanakkale Geçilmez” diye yazılan, tüm dünyanın öğrendiği bu destansı savaşı komuta eden Liman Von Sanders adında bir generaldir. Birçok Osmanlı generali ki; sıralarsak Or-Kor-Tüm ve Tuğ general rütbelerinde komutanlar ve bunların astı olan Albaylar o cephededir.
Peki bize ne okuttular okulda? Yarbay rütbesindeki bir askerin, emrinde sadece bir Alay asker olan bir rütbenin sahibi birisini bu savaşın komutanı, kazananı, kahramanı diye okutmadılar mı? Cephede mi değil mi belli olmayan bir kare resim ve şarapnel parçası saatini parçaladı lakırdısından ibaret bir belge sunarak ta iddialarını desteklediler. O zamanlar anlamamıştım ve düşünememiştim ama artık idrak edebiliyorum. Eğer bir gün yurdumuz düşman işgaline uğrarsa “geldikleri gibi giderler” diyorsunuz. Düşman çok korkup hemen gidiyor. Velev ki bir gün yine Çanakkale boğazı düşman deniz kuvvetleri tarafından zorlanıyor; hemen cepheye gidip korunaklı bir mevzide denize bakarken bir fotoğraf çektiriyorsunuz. Çanakkale geçilmiyor. Sosyal medya jargonuyla söylersek ;”Kahramanmışım gibi çek panpa”…Tarih aslında bunların yazdırdığı gibi olsa çok eğlenceli olurdu. Hatta öğrenmeye ne hacet uydurur uydurur yazardınız. Günümüz Türkiyesi'nin çok önemli tarihçilerinin (İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Erhan Afyoncu vs vs..) yakın tarihimiz konusunda bile aynı bilgiye sahip olamamaları bunun tescilidir. Burada Mısıroğlu ve Sinan Meydan'ı kavram içine almayışımın nedeni ikisinin de tarihçiden çok miksere benzemesindendir.
Afiyet Olsun.


630 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DALAWERE ÜNİVERSİTESİ - 29/07/2020
DALAWERE ÜNİVERSİTESİ
SON ŞAMPİYON - 22/07/2020
SON ŞAMPİYON
YİNE, YENİ, YENİDEN - 15/07/2020
YİNE, YENİ, YENİDEN
YAYLA KOKUSU - 01/07/2020
YAYLA KOKUSU
KONTRAPLAK - 24/06/2020
KONTRAPLAK
KARA KITA’DAN YENİ KITA’YA - 17/06/2020
KARA KITA’DAN YENİ KITA’YA
MUHARREM (LEGEND) GERİ DÖNDÜ - 03/06/2020
MUHARREM (LEGEND) GERİ DÖNDÜ
BAYRAM DELİSİ - 27/05/2020
BAYRAM DELİSİ
NASILSIN BAYRAMI - 13/05/2020
NASILSIN BAYRAMI
 Devamı