Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.19299.2297
Euro10.671010.7138
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret530388
Takvim
Saat
HASAN KURTULAN
mutludegerleme@gmail.com
EKONOMİK KRİZLER İÇİN TESPİTLER YA DA TÜRKİYE NİYE BATMIYOR?
30/11/2016
1988 yılından bu yana ekonomiyi yakından izlerim. 1994 yılında yaşanan ve tarihe 5 Nisan Krizi olarak geçen meşhur krizi, 1998-2002 arasında yaşanan ve Amerika'nın Mortgage (İpotekli taşınmaz) kredileri kaynaklı olduğu iddiasıyla bilinen ve ülkemizde adeta seri krizler dönemini Ziraat Bankasındayken yaşadım. 2006 yılında ve 2008 yılında ise çıkartılmak istenen ve -çok şükür ki-istenildiği gibi sonuçlanmayan krizlerde yıllardır Banka Müdürüydüm, tahmin edersiniz ki ekonominin çoğu parametresini yakından izlemek benim işimdi. 
1994 yılında, doların 700.000 TL den bir anda 1.700.000 TL ye fırladığı, sektörlerin çöküp, toplu iflasların yaşandığı, ailelerin parçalandığı, iş adamlarının intihar ettiği, toplumun bir anda yarı yarıya fakirleştiği dönemlere saniye saniye şahit oldum. Bu tür olaylar, daha sonraki krizlerde de tekrarlandı. Ziraat Bankasının soğukkanlı tutumuyla, krizin daha da derinleşmemesi için yaptıklarını adım adım izledim ve gönüllü olarak parçası oldum.  Hatta 2008 yılındaki çıkartılmaya çalışılan sunî krizde, ben ve bir kısım müdür arkadaşımız risk alarak ilave krediler verdik, özellikle ticari kesimin ayakta kalabilmesi için İstanbul Yaklaşımı ve Anadolu Yaklaşımı olarak bilinen özel yapılandırmalar için aktif katılım sağladım. 
Tüm bunlar, ülkeme, milletime olan inancım, geleceğe yönelik umudum sebebiyleydi. Tabii ki kuru kuruya ve temelsiz, önyargılı bir duygu değildi bu durum. Ekonomide yapılanları izliyor, sistemin temel hastalıklarına yönelik uygulanan çözümleri, ülkenin baş belası olan yüksek reel faizin aşağıya çekilmesi için atılan adımları, enflasyona yönelik uygulanan stratejiyi görebiliyordum. Bu tedbirler sayesinde Hazine'nin borçlanma ihalelerinde adım adım faizlerin nasıl düştüğünü, Kamu kesiminin borçlanma ihtiyacının ve Kamuya ait dış borcun nasıl azaldığını gün be gün takip ediyordum.
2006 Yılına kadarki Türkiye, yüksek borçlanma ihtiyacı olan, borçlanma vadeleri çok kısa ve reel faizleri çok yüksek bir ülkeydi. Özellikle 1998-2002 arasında, devletin topladığı vergi gelirleri ödediği faize yetmiyordu, tam anlamıyla,” borca batık” ya da” iflas” durumundaydı memleket. Kamu çalışanlarının ve emeklilerin maaş ödemeleri için Hazine sürekli yeni borç bulmak durumundaydı. Kriz doruk noktaya ulaştığında 3 geceliğine o dönemde Kamu Bankaları aleyhine (Ziraat, Halk, Emlak) gecelik %7500 lere varan (Bir gecede %20 demektir bu) faizler yazılıp hangi özel bankaların kurtarıldığını şahsen biliyorum. Tabii ki hangi bankaların ellerindeki tüm TL ile Dolara geçip bir gecede bu milletin 5 Katrilyon Lirasını buhar ettiklerini de. Bazı bankaların, ticari müşterilerine henüz vadesi gelmemiş krediler için “hemen borcunuzu getirin yoksa…” diye başlayıp gecelik %1000'lere varan faiz uyguladıklarını da biliyorum.
Özellikle 1994 den 2002 ye kadar yaşadığımız krizler Sistemik krizlerdi. Ülkenin ve ekonominin genel sıkıntıları sebebiyle, adeta yer altından gelen deprem gibi bir darbe etkisi gösteriyordu. Tıpkı depreme benzerler, her tarafta yıkıcı tesir gösterir, pozisyonunuz güçlü olsa, doğru adımlar almış bile olsanız bir anda tepe taklak olmanız, yerle bir olmanız, emeklerinizin boşa gitmesi mümkündür ve tam olarak bu olmuştur maalesef. Hiç hak etmeyen pek çok işletmenin nasıl yok olup gittiğine bizzat şahidim.  Buna karşılık, ekonominin toparlandığı, borçlanma ihtiyacı başta olmak üzere temel ekonomik verilerin iyileştiği (AB ve Maasctriht kriterleri olarak bilinir), istikrarın sağlandığı dönemlerde ise krizler sistemik/deprem tesiri göstermezler. 2006-2008 döneminde böyle olmuştur. Tüm bunlara karşılık, yerel ve sektörel krizlerde, ekonominin tabiatı gereği sürekli rekabet ve elenme vardır, menfaat çatışmaları sebebiyle sürekli birileri kazanır, birileri kaybeder. Aslında, bu durum sel baskınlarına çok benzer, siz işletmenizi dere yatağına yapmış, temel inşaat prensiplerine aykırı şekilde kurmuşsanız, sel gelir ve sizi yerle bir eder. Buna karşılık, doğru yere ve doğru şekilde kurulmuş işletmeler, sizden arta kalan payı alarak güçlenir ve büyürler. Bu tür olaylar krizlerden bağımsız olarak günlük hayatta sürekli yaşanır ve yaşanmaya devam edecektir. Ekonomi yönetiminin istikrarı sağlayıp adaletli ve sağlıklı rekabet şartlarını temin etmek dışında, bu türden hatalı konumlanmış işletmeler için yapabileceği pak fazla bir şey yoktur. 
Kısaca, çok zor zamanlardan geçtik, çok şükür ki bugünümüze, ayaktayız. Yerelde ve bazı sektörlerde ciddi sıkıntılar olsa da, makroekonomik veriler sağlam, ekonominin temel rasyoları yerli yerinde, konum olarak pek çok Avrupa Birliği üyesi ülkeden daha iyi durumdayız. Gelinen noktada toplum olarak zenginleştiğimiz, eskiye nispetle çok daha iyi noktalarda olduğumuz açıktır. İlçemize bakmamız yeterli, çok sayıda yeni ev ve işyerleri yapılıp satılıyor, sokaklarda araba çokluğundan park edecek yer bulamıyoruz. İnsanlar aileleriyle birlikte sokaktalar, Lokantalar, kafeler dolu, insanlar güzel giyinip eskiye göre daha güzel yaşıyorlar. Eski krizlerde insanların 2-3 gün evlerinden çıkmadıklarını hatırlatırım. Bakmayın, aşırı borçluluk var denildiğine, Avrupa ve ABD halkının borçluluk oranlarının yaklaşık dörtte birindeyiz, risk düşük yani. 
Peki, bütün bunları niye yazdım? Şu an, dünyanın emperyalist, sömürgeci güçleri bir tarafta,  piyasanın çakalları (bıyıklı yabancılar ve yerel işbirlikçileri) bir taraftan, HDPKK, DAEŞ, FETÖ bir taraftan, Soros/Rothschild gibi (Siz FED, ECB deyin (ABD ve Avrupa Merkez Bankaları)) Yahudi sermayesinin bir taraftan saldırıya geçtiğini görüyor ve ülkem adına, milletim adına üzerime düşeni yapmak istiyorum. 
Lütfen, moralinizi bozmayın, kaba tabirle, enseyi karartmayın. Oynanan oyunun farkında olun, Ülkemizin, milletimizin yanında yer alın. Aramızdaki küslükleri dargınlıkları, siyasi düşünce farklılıklarını bir kenara bırakıp kenetlenmek zamanıdır. Özellikle dövize yönelik uygulanmaya çalışılan manipülasyona karşı tetikte olmamız gereklidir. En iyi verilecek cevap, hayatımıza normal şekilde devam etmektir. 
Atalarımızın o güzel deyişiyle bitirmek istiyorum; “Çakallar sürüye saldırdığında, çoban köpekleri küs bile olsalar birleşirler”


925 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

YOL YAKINKEN... - 13/10/2021
YOL YAKINKEN...
DOLAR BİZİM NEYİMİZ OLUR? - 29/09/2021
DOLAR BİZİM NEYİMİZ OLUR?
VARLIK FİYATLARI ARTMAYA DEVAM EDECEK - 22/09/2021
VARLIK FİYATLARI ARTMAYA DEVAM EDECEK
KAN DAVASI - 15/09/2021
KAN DAVASI
BAŞKASININ ÖLÜMÜ - 18/08/2021
BAŞKASININ ÖLÜMÜ
BORÇ ALAN, EMİR ALIR - 11/08/2021
BORÇ ALAN, EMİR ALIR
KÖTÜ KUMAŞTAN İYİ ELBİSE ÇIKMAZ - 04/08/2021
KÖTÜ KUMAŞTAN İYİ ELBİSE ÇIKMAZ
SÜREKLİ KRİZ DÖNEMİ - 14/07/2021
SÜREKLİ KRİZ DÖNEMİ
RİZE'YE BAĞLANALIM - 30/06/2021
RİZE'YE BAĞLANALIM
 Devamı