Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret583291
Takvim
Saat
Bülent ÜSTÜNDAĞ
CEMALİ İLE SARIYAYLA'YA
27/07/2022

Değerli insan Mut sevdalısı merhum Doğan Atlayın ağzından dinleyelim..
İçelli halk şairimiz aşık İrfani'nin çok tanınmış bir türküsü var, Sarıyayla... Dinleyenleri gönülden duygulandırır, bazılarımızın gözleri çakmak çakmak nemlenir.
Herkesçe sevilen bu güzel türküye esas olan Sarıyayla nerededir, neresidir? Sorusu açılır hep... Bazılarımız ''belki vardır ama nerededir''diye düşünür. Bazılarımız da ''Kızılelma'' gibi algılar.
Çocukluğumdan beri duyageldiğim bu türkünün sarıyaylasının neresi olduğunu ben de merak edip araştırdım. Toroslar'ın üzerindeki Göktepe eteklerinde bir Mut yaylası olduğunu saptadım.
1950 li yıllardan sonra yaylacılığın gereksinimden çıkıp lükse dönüşmesiyle yüzlerce yaylamız gibi Sarıyayla da ıssızlığa terkedilmiş, üzücüdür ki zamanla unutulmaya başlamıştır.
Birgün yalnız ve uğraşısız bir anımda İrfani'yi, Sarıyayla'yı anımsayıp epeyce düşe daldım.  (gönül bu ya) yüz elli yıl kadar geriye gidip o günlerin yaşantısı içinde İrfani ile bir Sarıyayla yolculuğu düşledim:
Yıllardan 1850 veya 60, aylardan Mayıs, (Haziran da olabilir) Mut beylerinin davetlisi olarak Mut'a gelip birkaç hafta misafir kalan İrfani, Yaylaları, yaylaların kekik, yavşan, yarpuz kokan tertemiz havasını, hele hele yaylaların güzellerini özlemeye başlar...
O zamanlar izinsiz bey konağından ayrılmak mümkün mü?... İrfani isteklerini, duygularını türkülerine katar, gitme zamanının geldiğini vurgulayan türküler söyleyerek izin ister:

Gene bir gam geldi tuttu
Gurbet elin cevri yetti
Ölen öldü kalan getti
Sağlar yolum gözler şimdi

Aşkın dolusundan içtim
Ne yaman bir derde düştüm
Bu yerlerde çok eğleştim
Kara gözlüm ağlar şimdi
            *****
İrfani gibi, sohbetlerin tuzu-tadı bir aşık ele geçmişken kolay bırakılır mı?... Tabii izin çıkmaz. Ama İrfani de özlemini başka türkülerle dile getirir

Coşkun idim koçak gibi
Keskin idim bıçak gibi
Vaktı geçmiş çiçek gibi
Sarardım soldum Allahım

Koç yiğitler alır satır
Ara yerden kalkmış hatır
Ya yarimi bura getir
Ya ben'ora Sal Allahım
          ****
Gene habar geldi çeşm-i âlâdan
Başım hali değil dertten beladan
Gözlerim bir mektup gelmez sıladan
Bir mektubu yazdıran yok yazan yok

Garipleri gurbet ele salarlar
Bu dert beni iflah etmez paralar
Göz göz oldu sinemdeki yaralar
Neşter  vurup deldiren yok delen yok
           ****

Beyler bakarlar ki İrfani'nin özlemi gün gün artmakta, daha fazla üzmemek için gitmesine izin verirler. İrfani de sevinerek Sarıyayla'ya doğru yola çıkar. İrfani bu... O türküsüz olamaz, O'nun yaşantısı türküdür. Hem gider, hem söyler:

Okundu yeni nameler
Bir gam geldi bağrım deler
Dost koynundaki memeler
Emilecek çağlar şimdi

Gide gide yolu Toroslar'a sarar. Toroslar'da tepeler, sarp geçitler,dereler, kapızlar hep gidene engeldir. Ulaşım zordur Toroslar'da... İrfani özlemiştir sılasını, yaylalarını...

Ne yatarsın bülbül bahar erişti
Eski derdim yenisine karıştı
Eller göçtü yaylasına kavuştu
Eğil dağlar ben yaylama varayım

Yükseğinde nemil nemil karın var
Engininde ala gözlü yarim var
Şunda bir dilbere intizarım var
Eğil dağlar ben sılama varayım

Almalar ayvalar yüksek daldadır
Felek beni günden güne aldatır
Ananın atanın gözü yoldadır
Eğil dağlar ben sılama varayım
             ****

    İrfani, öğleye doğru Mağras dağı sırtlarına ulaşır. Sindel tepesi eteklerinde Top gediği'ne gelince aniden efil efil esen hafif bir esinti yüzünü, yüzünden atlayarak bütün vücuduna yayılır, okşamaya başlar. Orada bir çamın gölgesine oturup kuşbakışı seyrettiği Göksu vadisinin güzelliğine kapılarak en güzel türkülerini söylemeye başlar:

Söylen İrfani'ye yarin öğmesin
Çözemedim ak göğsünün düğmesin
Uz bas kunduranı yer incimesin
Topla zülüfünü tel incimesin
              ****
Telli durnam kalk gidelim 
Yollar çimeç bağlar şimdi
Sarı çiçek mor menevşe 
Giyer bizim dağlar şimdi
             ****

Yol yürümekle biter. Kalkıp yoluna devam eden İrfani artık yaylalarına kavuşmuştur. Her koyakta bir yörük obasına, her pınar başında bir yörük güzeline rastlar. 
Onlara içinden geldiğince türküler söyleye söyleye yoluna devam eden İrfani bir kuşluk vakti Sarıyayla'sına ulaşır. Yaylayı tamamen  görebilen bir yerde durur, bir zaman seyreder... Gönlünün bütün hasretiyle, sesinin bütün gücüyle bir of çekip türküsüne başlar :

OOOFF! Sarıyayla'm seni yaylayamadım kar iken
Yavrı palazını avlayamadım tor iken
Sende bu güzellik bende gençlik var iken
Alırım ahdımı koymam ay gelin
                                     ****

İrfani'nin gür sesiyle yayla koyakları inim inim inler, herkes İrfani'nin geldiğini anlar,obayı bir sevinç ve şenlik havası sarar. Daha ilk akşamdan konuk çadırı kadınlı erkekli konuklarla dolmağa başlar. Yemekler yenip ayranlar içildikten sonra İrfani türkülerine başlar: 
Bir küçücük nevrestenin elinden
Olanca aklımız hep zaya getti
Gece gündüz edasından nazından
Ömrüm sermayesi efvaya getti

Size kurban olam gökte melekler
Siyah zülfü mah yüzünde kelepler
Küçücükten verdiceğim emekler
Görmedim vefasın hebaya getti

Benden selam olsun nazlı yarime
Dahi gelsin baksın benim halime
İrfani cehdetsin dostun yoluna
Desinler mecnundur Leyla'ya getti
                          ****

İrfani böyle söyleye söyleye vakit geçmekte gece yarıya ulaşmakta... Ama bir beklediği var ki bir türlü görünmüyor. İrfani ise ona türküleri ile ulaşmaya çalışıyor

Bizim elin ırmakları akar mı
Yaz olunca menevşeler kokar mı
Sevdiceğim seyrangâha çıkar mı
Eğlen durnam eğlen habar sorayım

Hak erdirsin aşıkları murada
Avcı mısın ne gezersin arada
Sevdiğimin seyrangâhı nerede
Eğlen durnam eğlen habar sorayım
                ****

İrfani bir ara başını kaldırıp baktığında beklediği gelmiş bir kenarda onu dinlemekte... Bütün yorgunluğunu unutup yeni türkülere başlar:

Çoktan beri intizarın çektiğim
Eşim dostum musahibim geldin mi
Mecnun oldum dağ başını beklerim
Mecnun'a teselli veren geldin mi

Gırağı değmiş yaprağını soldurmuş
Yad el değmiş gonca gülün yoldurmuş
Yavrı bizden muhabbeti kaldırmış
Yad ellere meyil veren geldin mi

İrfani der zülüflerin düzgündür
Yavrı ile muhabbetim bozgundur
O sebepten yarelerim azgındır
Yaremin merhemin vuran geldin mi
                          ****
İrfani artık yaylalarına, sevdiklerine kavuşmuş oba oba, koyak koyak gezip türkülerini söylemektedir. O günden, bu güne...

MUT, 18/10/2002   
Doğan Atlay


170 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KARACAOĞLAN’IN ŞİİRLERİNDEN BİRKAÇ ÖRNEK - 17/08/2022
KARACAOĞLAN’IN ŞİİRLERİNDEN BİRKAÇ ÖRNEK
KARACAOĞLAN HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ - 10/08/2022
KARACAOĞLAN HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ
KEKLİK AVCILIĞI DESTANI - 03/08/2022
KEKLİK AVCILIĞI DESTANI
CEMALİ - 20/07/2022
CEMALİ
CEMALİ - 13/07/2022
CEMALİ
KÜLTÜRÜMÜZÜ NİÇİN KAYBEDİYORUZ? - 06/07/2022
KÜLTÜRÜMÜZÜ NİÇİN KAYBEDİYORUZ?
SİLİFKE'NİN İŞGALİ VE SİLİFKE MÜDAFA-İ HUKUK CEMİYETİ KURULUYOR - 29/06/2022
SİLİFKE'NİN İŞGALİ VE SİLİFKE MÜDAFA-İ HUKUK CEMİYETİ KURULUYOR
MUT MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ - 22/06/2022
İLK BÖLÜK KUMANDANI
MUT MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ - 15/06/2022
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Mut'ta Kurulmuş ve düzeni
 Devamı