Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam65
Toplam Ziyaret795251
Takvim
Saat
KÜNYE
MUT'TAN HABER GAZETESİ
Kurucusu: Sıtkı SOYLU
İmtiyaz Sahibi: Ali Yaver SOYLU
Yazı İşleri Müdürü: Halil SÖYLEMEZ
Tel: 0324 774 13 69 
www.muttanhaber.net
e-mail:
aliyaversoylu@hotmail.com
U
ETS : 15016-10186-48762
Meriç Tunca
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -44-
03/11/2023
Bugün sizleri elli yıl öncesine götürmek istiyorum. Elli yıl önceki üç dört bin nüfuslu Mut ilçesinin günümüzden ne kadar diri ve sosyal yönden ne kadar ileri olduğunu okumanızı istiyorum. Okurken o günlere gitmenizi ve o güzellikleri hissetmenizi istiyorum. Ayrıca anlatacağım bir tatla yerel esnaflıkların kapitalizm ile nasıl yok edildiklerini ve tekelleşmeyi az buçuk hissedeceksiniz. Geçtiğimiz yazımda mutun helvacılarını yazmıştım. Bugün bu helvacıların kalmadığını hepimiz biliyoruz. Bu bağlamda da sizlere hemen yakınımızdaki bir ilçenin imrenilecek direncini de anlatacağım. Gene korkuyorum yazıyı toparlayamamaktan. Sanırım gene uçuşacağız tarihin toz basmış sayfalarında. Gene çocukluk anılarımda biraz dolaşıp, bazı tartışmalarıma tanık olacaksınız. Tartışmadan kastım şu. Bugün anlattıklarımla bazı düşüncelere gark olacaksınız. Bu düşüncelerinizde kendi kendinize elli yıl evveli ile bu günü kıyaslayıp tartışıyor olacaksınız. Yazmaya devam edebilirsem önümüzdeki birkaç ay boyunca eski mutta sizleri biraz dolaştıracağım. Gelecek yazımda kasap Musa'yı okuyacaksınız benim gözümle mesela. Mesela günün birinde berber kara Yusuf'u, berber Ökkeşi, berber Ali'yi okuyacaksınız. Günün birinde foto zekiyi, foto Kemoyu, fotoğrafçı Orhan'ı tanıyacaksınız. Tükenen bazı meslekleri yapan demircileri ve semercileri okuyacaksınız. At arabacılar çıkacak karşınıza, at arabacı vapur emmi, İbrahim emmi, pos bıyık Ömer emmi ve deli Muratı okuyacaksınız. Mut çarşısını, sepetçileri, pamukçuları, asbapçıları, saatçi ve kuyumcuları okuyacaksınız. Vs. Vs. Nice anıda ve yazıda eski mutu gezeceğiz hep beraber.
İlk mektebe altı yaşımda başladım. Henüz okumayı bile bilmiyordum. Abimler sinemaya gittiler komşularımızla bir akşam. Sinemanın ne olduğunu bilmiyorum. Ama seyrankaya sinemasını, aydın sinemasını, süray sinemasını biliyorum. Bu sinemaların önünden geçerken, tahta çerçevelere raptiyelenmiş artis resimli cafcaflı afişleri biliyorum. Elli yıl evveli mutta üç sinema vardı. Bu sinemaların yazlık kışlık salonları vardı. Sinemaya gittiğim ilk günümü anlatarak ilk tartışmayı başlatmak istiyorum.
Abimler komşularımızla sinemaya gittiler bir akşam. Ben evde kaldım annemle. Ama abilerimin yanında olabilmeyi, sinemada olabilmeyi çok istedim o akşam. Anneme beni de sinemaya götür anne dedim. Babana söyleyelim yarın hep beraber gidelim dedi annem. Abimler sinemadan geldiklerinde babam evdeydi. 
Babam gelir gelmez annem söyledi babama. Meriç sinemaya gitmek istiyor gülüm dedi. Yarın hep beraber gidelim dedi babam. Öyle neşeliyim ki. Bıcır bıcırım. Kalbim güvercin güvercin. Evin içinde bir aşağı bir yukarı mut mutum. Yanağımın biri babamda bazen, yanağımın biri annemde bazen, rüşvetim verdiğim öpücükler. Abimler sinemadan dönene kadar uyumadım. Babama gazetesini okutmadım sevincimden. Anneme oyasını işletmedim gene sevincimden. Sümüklüyüm. Şımarığım. Tamer Yiğit'im. Yılmaz Köksal'ım. Kartal Tibet'im. Yılmaz Güney'im. Ve daha nicesiyim. Cebimde bütün o artislerin kartları. Hepsini biliyorum kartlardan. Mut'ta benim gibi her çocuğun cepleri bu kartlarla dolu. Bu kartlarla sokaklarda büyük küçük oynarız arkadaşlarımızla.
Abimler sinemadan döndüklerinde çok neşeliydiler. Tamer Yiğit herkesi dövmüş ve sevdiği kızı kurtarmış. Aydın sinemasına gitmişler abimler. Sinemacı amca abimlerden para almamışlar. Tunca abinin çocuklarından para almayız demişler. Abimler sinemada gazoz içip çekirdek çitlemişler. Rasim abim sinemadan geldiğinden beri Tamer Yiğit. Beni dövüyor, abimi dövüyor, babamı dövüyor ve sevdiği kadını, annemi kurtarıyor. Rasim abim tabancayla bana ateş ediyor. Durjiii diyor. Sen öldün diyor. Babamın göbeğine ölüyorum ben.
Uyuyakalmışız oynaşırken. Uyandığımda babam işe gitmişti. Annem bize kahvaltı yaptırırken Rasim abim hala Tamer Yiğit'ti. Ben Erol Taş'tım ona göre. Beni çok fazla dövüp öldürüyordu. Ben sofranın kenarına ölüp dilimi dışarıya çıkarıyordum. Evimizin radyosunda o an arkası yarın vardı. Annem bizim gürültümüze rağmen arkası yarını dinliyor, oradaki kız için gözyaşı döküyordu.
Akşam eve erken geldi babam. Gelirken lokantada kebap yaptırmış ve Karacaoğlan pastanesinden bülbül yuvası tatlı almış babam. Yemeğimizi çabucak yiyelim, tatlımızı yiyelim, ağzımızın tadıyla gecikmeden sinemaya gidelim dedi. İbrahim abim Yılmaz Güney'in filmine gidelim dedi. Seyrankaya sinemasına gidelim dedi. Babam güldü. Tamam o zaman dedi. Kardeşinize kerrat cetvelini öğretin dedi gülerek. 
Rasim abim atıldı lafa. Yılmaz Seyrankaya amca sana iki kere iki kaç diye sorunca dört diye cevap vereceksin dedi. Dört demezsem, sorduğu soruyu bilemezsen giremiyormuşum sinemaya. Güle oynaya, yürüye koşa vardık sinemanın yanına. Sinema önünde çekirdekçi var. Gazeteden yapılmış irili ufaklı bir sürü külahı var çekirdekçinin üç tekerlekli arabasında. Üç tekerlekli arabanın ortasındaki tahta direkte takılı löküs (lüks) her yeri aydınlatmakta. Rüzgarla sallanan löküsün ışığı sağa sola hareket ederken, sinema önündeki insanların gölgeleri uzayıp kısalmakta. Çekirdekçi arabasının yarısı çekirdek dolu. Diğer yarısı beyaz nohut. Biz sinema için kuyruğa girdiğimizde, babam çekirdekçi amcadan her birimize birer külah çekirdek aldı. Herkesin elinde de külah külah çekirdek ve nohut var. Sıra bize yaklaşınca korkuyorum. İki kere iki ya dört etmezse. Ya da sinemacı Yılmaz Seyrankaya amca bana bir kere biri sorarsa. Babam kolay gelsin Yılmaz diyor. Hoş geldiniz diyor Yılmaz amca. Yeriniz her zamanki yer Tunca. Ama bu heriflere birer soru soralım bakalım diyor. Küt küt kalbim. Dilim kuru. Sen söyle bakalım aslanım diyor bana. İki kere iki kaç eder. Dört diyorum. Afferin geç bakalım diyor. Abimlerde biliyor sorulan soruları. Hep beraber geçiyoruz salona.
Sinema salonuna girince ilk gördüğüm şey, oturulan tahta sandalyelerdeki insanların oturunca bakış yönlerindeki duvar kocaman ve bembeyaz. Ve bembeyaz bir perde duvarda. Filim bu büyük beyaz  perdede oynuyordu. Sandalyelerimiz bir sıra boyunca birbirine uzun tahtalar ile çivilenmişti. Biz önden ikinci sıraya sol tarafa oturduk. Film başlamadan evvel salonda ışıklar yanıyordu ve körseniğrek olsa da salon aydınlıktı. Salon dolunca ışıklar söndü. Salonun arkasındaki yukarı küçük bir pencereden bir ışık hüzmesi dardan genişleyerek perdeye ulaşıp perdeyi kapladı. Perdede önce yazılar uçuştu. Oyuncuların isimleri filan yazıyormuş orda. Başrol yılmaz güney.  Ve birkaç dakika sonra film başladı. Sinema salonunda izlediğim ilk film. Filmin adı kızılırmak karakoyun. Çok at ve deve gördüm filmde. Atlar bize doğru koşarlarken bizi ezecekler zannedip korktum. Silahlar sıkılırken biz vurulacakmışız gibi korktum. Sandalyeme daha sıkı yapıştım her korkumda. Salonda herkes çekirdek çitliyordu. Ben çitlemeyi beceremiyordum ama gene de uğraşıyordum, çabalıyordum. Korkularımda çekirdeğimin çoğunu da yere döktüm. Salonda nerdeyse hiç konuşulmuyordu. Sadece çekirdek çitleme sesi duyuluyordu. Bazen birisi "haydaaa" diyor ve herkes gülüp o yanna bakıyordu. Ara sıra yanımızdan elinde kova olan büyük abiler geçiyor, küçük seslerle " gazoz, soğuk gazoz" diye söyleniyordu. Babam hepimize birer gazoz açtırdı. İçtiğim ilk gazozda buydu. İlk yudumumu kocaman almıştım. Şişenin ağzını ağzıma iyice sokup kafama dikmiştim. Boğazım yanıp gözlerim yaşardı. Az sonrada istemeden boğazımdan " beeerkkk" diye bir ses çıktı. İstemeden geğirdim. Herkes bana bakınca utandım. Sonra sonra azaldı korkularım.
Filimin heyecanlı bir yerinde salonun ışıkları birden yandı ve perdeden görüntü gitti, perde ilk hali gibi bembeyaz oldu. On rakamını bildim ama altında yazanı bilemeyip abime sordum. On dakika ara yazıyormuş. O anda da herkes birbirleriyle sesli sesli konuşmaya şakalaşmaya başladılar. Bu film mutta çevrildi diyordu biri. Biri babama sesleyip " Tunca abi film ekibini ciple senmi taşıdın" diyordu. Ben hayretle mut muuu? Diyordum. Babama sen yılmaz güneyle arkadaş mısın diyordum. Kimileri bana gülüyordu. Rasim abim çoktan yılmaz güney olmuş, filmdeki ali haydar adını almıştı. İlk yudumumda gazozumun yarıdan çoğunu üzerime dökmüştüm boğazım yanıp geğirirken. Kalanını da içmemiş şişeyi yere atmıştım. Babam beni görmüştü. İkinci defa gazoz açtırdı babam abilerim ve bana. Gazoz kapağı oynuyorduk sokaklarda o zamanlar. Gazozcu abiden gazoz kapağı istedim ve birden bire bir cep dolusu gazoz kapağım oldu. Kapakların bir kısmının ortası beyaz ve burasında yazı vardı ve diğer kısımları bayrak kırmızıydı. Bu kapaktaki yazının ilk harfi yılan gibiydi. Bu gazozun adının şehir gazozu olduğunu abim söyledi. Kapağın bir kısmının ortası sönük altın gibiydi ve her iki tarafı daha koyu kırmızıydı diğer kapağa göre. Zagorun elbisesindeki harfin aynısıydı o gazozun ilk harfi. O gazozun adı da zaman gazozuydu. Yıllar sonra öğrendim zaman gazozunun sahibinin helvacı fahri olduğunu. Şehir gazozunun sahibinin gazozcu İbrahim olduğunu. Ben o gün ikinci gazoz içişimde çok sevdim gazozu. Sonrasında da babam evimize kasa kasa gazozlar getirdi. Tahta kasalarda 24 gazoz oluyordu. Hem şehir gazozu hem zaman gazozu geliyordu evimize. Film arasında arkada oturan erkekler şakalaşarak konuşurken, önlerde kadın erkek oturan aileler gündelik sohbetlerini yapıp, hal hatır ediyorlardı. Koca salon kocaman bir sülale gibiydi. Herkes herkesi tanıyordu.
Bir süre sonra  salonun ışıkları gene söndü ve film kaldığı yerden başladı. Bu defa üzerime gelen atlardan ve silahlardan korkmuyordum. Film perdesi içindeki hiçbir şeyin dışarı çıkmasına izin vermiyordu.
Film bittikten sonra herkes gibi bizde keyifle terkettik salonu. Film hakkında herkes kendince yorumunu yapıyordu. Karakoyunun kaval sesiyle suyu içmeden derenin karşısına geçmesine hayret ediyordu. Birçok kişi tam orda çok heyecanlandığını söylüyordu. Karakoyun suyu içmeden karşıya geçince bütün sürü su içmeden geçmişti karşıya. Birçok abi ben karakoyunum diyordu. Çıkışta babam sinemacı Yılmaz Seyrankaya ile biraz sohbet etti. Yılmaz amca babama yerin her zaman boş Tunca. Sık sık gelin dedi. Benim başımı okşayıp bu akıllı adamı sık getir dedi.
Üç dört bin nüfuslu ilçede üç sinema vardı elli yıl önce. Süray sinemasında ailelerin oturacağı masalar bile vardı. Yıldızların altında filmler izlemek, gazozlar içip çekirdek çitlemek çok güzeldi. İnsanların bu vesile ile hal hatır etmeleri, günlük işlerinden uzaklaşıp bir perdedeki oynayan oyundan bahisle türlü türlü hayaller kurmaları, herkesin o film karakterlerinden birine bürünerek evlerine gitmeleri çok çok güzeldi. Küçücük ilçemizde nice Fikret hakanlar, nice Tarık akanlar, tamer yiğitler, yılmaz güneyler ve daha niceleri yaşıyordu.
60 bin nüfus günümüz mutu. Ve elli yıl evvelki sinemalarımız kayıp. Elli yıl evvelki gazozlarımız kayıp. Helvalarımız, helvacılarımız, helvacı dükkanlarımız kayıp. Artık gazozlar çeşit çeşit. Envai çeşit gazlı içecekler var. Şehir ve zaman gazozumuz gibi buz dolu kovaların içerisinden verilemiyorlar. 
Onların keyifle içildiği sinema salonlarımızda yok. Ve var olan gazlı içe eklerin hepsi dünyaca ünlü birkaç markanın tekelinde. Market raflarında janjanlı dolaplardan, pastanelerdeki janjanlı dolaplardan, kahvelerdeki janjanlı dolaplarından bizlere ulaşmaktalar. Samimiyetsiz ve merhametsizler. Bir şehir gazozunu veya zaman gazozunu içerken ki veya ikram ederken ki samimiyet, keyif yok. Merhametsiz, ver mangırı iç cocacolayı dönemi var.
İlçenizin hemen yanıbaşında Ermenek ilçesi. Ermenek enteresan bir ilçe. Güzel bir ilçe. Ama bu ilçenin en güzel yanı bana göre, ilçe ruhunun büyük şuuru. Ermeneğe bakınca elli yıl evvelinin mevcutlarının günümüzde var olması, eski güzelliklerin hıfsedilmesi. Ermeneğe bakınca helvalar, helvacılarda yerli yerinde. Geçmişimize değersizce gömdüğümüz birçok zanaatkarlıkta yerli yerinde. Hepsi modern çağla barışık, özgür ve kucak kucağa kardeşce. Son şu olsun. Ermenek ile ilgili bir sırda benden. Seksen ihtilalinden hemen evvel her yerde karaborsacılık ahlakı boğazlarken, Ermenek'te karaborsa hiç olmadı. 
Saygıyla. Sinemacılarımızın ve gazozcularımızın anıları önünde saygıyla titreyerek eğiliyorum.
Hayalimdeki güzel ilçede belki modern bir seyrankaya sineması, aydın sineması, süray sineması oluşur ve bizler bu sinemalarda karşılıklı şehir ve zaman gazozlarımızı yudumlarız. 
Afiyet olsun şimdiden herkese..


440 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -67- - 23/01/2024
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -67-
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -66- - 19/01/2024
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -66-
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -65- - 16/01/2024
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -65-
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -64- - 12/01/2024
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -64-
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -63- - 09/01/2024
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -63-
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE 62 - 05/01/2024
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE 62
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -61- - 02/01/2024
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -61-
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -60- - 29/12/2023
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -60-
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -59- - 26/12/2023
GEÇMİŞ ZAMAN KUCAKLAŞIR GELECEĞİYLE -59-
 Devamı