Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam66
Toplam Ziyaret795252
Takvim
Saat
KÜNYE
MUT'TAN HABER GAZETESİ
Kurucusu: Sıtkı SOYLU
İmtiyaz Sahibi: Ali Yaver SOYLU
Yazı İşleri Müdürü: Halil SÖYLEMEZ
Tel: 0324 774 13 69 
www.muttanhaber.net
e-mail:
aliyaversoylu@hotmail.com
U
ETS : 15016-10186-48762
HASAN KURTULAN
mutludegerleme@gmail.com
MAKUL ÇÖZÜM
17/10/2023
(Geçen Sayıdan Devam)

YEREL ŞARTLAR

Özellikle 2018 den bu yana, Merkez Bankası referans faizinin ısrarla enflasyonun çok altında düşük tutulması ve negatif reel faiz ısrarı, sürekli belli kesimlere verilen bankacılığın pozisyonuna aykırı şekilde düşük faizli ve vade uyumsuz krediler ve çeşitli sübvansiyonlar/desteklemeler, dolayısıyla sürekli karşılıksız para basılması, döviz kurunu bastırmaya yönelik sürekli döviz rezervinden yapılan satışlarla yaşanan süreç, mevcut Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek'in de tanımladığı gibi “irrasyonel politikalarla” ciddi bir ekonomik krize sürüklendik maalesef.
Türkiye, sermaye fakiri bir ülkedir. İç tasarruflarımız yeterli gelmediği ve özellikle enerjide sürekli ithalatçı durumunda olduğumuzdan yüksek cari açık vermekteyiz, dış tasarrufa ihtiyacımız vardır. Nitekim yaklaşık 125 milyar Dolar Kamu, 350 milyar Dolar da özel sektör olmak üzere 475 milyar Dolar borcumuz mevcuttur. 
Bankacılık sistemimizin mevduat vadesi çok kısa olup dönem dönem değişmekle birlikte 1 ile 3 ay arasındadır. Bunun yanı sıra toplam mevduatın yaklaşık %50 si Yabancı para (YP) cinsinden, yaklaşık %20 si de dövize endeksli (KKM, altın ve kıymetli madenler) cinsinden olmak üzere toplam %70 YP ve %30 Türk Lirası cinsindendir.
Bu durum -yine maalesef- vatandaşımızın kendi parasına güvenmediğini göstermektedir. 
Geçmişte nispeten istikrarlı dönemlerde bu oran yaklaşık %30 YP-%70 TL şeklindeydi. 
Yukarıda belirtilen TL/YP dengesinin de gösterdiği üzere, ülkemiz iki para birimli bir ülkedir. Özellikle maliyetler yönünden insanlarımız ve işletmelerimiz Dolar cinsi hesaplar yapmakta, satış fiyatı belirlerken de ağırlıklı olarak döviz kurları dikkate alınmaktadır. Türk Lirası işlemler günlük hayatta değişim (tedavül) sırasında daha çok kullanılmaktadır.
Milli paramız Liranın, paranın temel fonksiyonları olan tedavül (değişim) aracı olmak, birikim (tasarruf) aracı olmak, değer ölçüsü olmak ve sözleşme aracı olmak fonksiyonlarından ilki hariç diğer üçünü kaybettiği görülmektedir. 
Bankacılık sisteminde krediler ise neredeyse %90 üzerinde Türk Lirası olup vade ortalaması ise tahmin edilebileceği gibi bir yılın üzerindedir. Hele taşıt ve konut kredilerinde vadeler 36-48 hatta 120 aya kadar uzatıldığı dönemler yaşanmıştır. Ayrıca vadesi kısa kaynağın doğal olarak faiz değişikliklerine karşı çok hassastır. Bu sebeple, bankalarda gerek para cinsi, gerek vade açısından gerekse maliyet açısından uyumsuzluk çok yüksektir. Ayrıca ekonomi yönetiminin bankaların rekabet şartlarında belirlemeleri gereken faiz oranlarına sürekli müdahale etmesi de fiyatlama yönünden dengeleri bozmuştur.
Türk Bankacılık sistemi, yukarıda sayılan problemleri Londra'da uluslararası bankacılık sisteminde elindeki döviz varlıklarını takas (SWAP) yaparak (Muhatap bankaların itibarlarıyla temin ettikleri TL kaynakla) uzun vadeli ve sabit faizli borçlanabiliyordu. 2018-2023 döneminde Londra piyasalarında ekonomi yönetimince yapılan engellemelerle (TL likidite verilmemesi, SWAP yasağı vb) ilişkiler bozuldu ve Türk Bankacılık sistemi kronik vade, para cinsi ve faiz oranı riskiyle baş başa kaldı, finansal sistem kredilerin vadesini kısalttı, çeşitli yöntemlerle zarar etmemeye çalıştılar.
Yüksek enflasyonun işletmelerdeki çok sayıda zararları mevcut olup öncelikle maliyet hesaplamalarını ve fiyatlamaların sağlıklı yapılamaması sebebiyle oluşan zararlar ya da aşırı belirlemelerle Pazar payı kaybı ile aşırı artan işletme sermayesi ihtiyacıdır. Aşırı miktarda işletme sermayesi ihtiyacı artan işletmelerin yeterli özkaynak katkısı kısa sürede koyması çok zordur. Ayrıca bankalar da krediyi miktarsal anlamda azalttılar, vadeyi kısalttılar, Kamu tarafından kısıtlanan fiyatlamada (faiz ve komisyon sınırlamaları) zarar etmemek için bir takım kural dışı (Çapraz ürün satışını zorunlu kılmak, kredinin bir kısmını cebrî olarak vadesiz mevduatta tutmak vb) uygulamalar geliştirdiler ki bu da kullanılan kredinin etkisini azalttı. Özellikle kayıt dışılığın yaygın olduğu sektörlerde kredilerin tüm bankalarda Katılım Bankacılığındaki şekilde (fatura karşılığı, mal mukabili vb) kullandırılması da hacmi daraltıcı etki yaptı.
Yüksek enflasyon, kurlardaki ani artışlar, piyasadaki belli sektörlerden başlamak üzere yayılan tahsilat problemleri ve duyulmaya başlayan konkordato vb süreçlerin etkisiyle piyasada satıcı kredileri diye tanımlanan tedarik zincirinde de ciddi problemler yaşanmaktadır. 
Tedarik süreçleri nakit ve peşine dönmüş olup kredi kartı ve benzeri seçeneklerde bile fark istenmeye başlanmıştır. Vadeli çekle işlem yapabilen sektörlerde bile durum bu şekildedir. Alım satımlarda takas (barter) oldukça sınırlı hale gelmiş olup sıkıntı yaşayan firmaların el altından acil kaydıyla varlık satışı yapmaya çalıştıkları duyulmaktadır. 
Ayrıca 6 Şubat'ta yaşadığımız 11 İlimizdeki depremlerin de gerek maddi gerek manevi anlamda son derece olumsuz etkisini yaşadık. Gerek beşerî sermayemizdeki kayıplar, gerekse işletmelerin tamamen tahrip olması ya da uzun süre çalışamaması gibi sebeplerden oldukça sıkıntılı zamanlar yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.
Tüm süreç sonunda, yüksek enflasyon, yaşanan kur atağı, büyümenin azalması, işsizliğin artması, cari açık ve bütçe açığı, özellikle tüm verileri ölçen Kurum olarak TUİK' e yönelik güvensizlik algısı gibi sebeplerle mevcut duruma ulaştık. Özellikle açıklanan istatistik rakamlardaki sapmalar, ekonomide neredeyse tüm parametrelerin (Borsa, döviz kuru, büyüme vs) yanlış hesaplanması gibi çok sıkıntılı bir sonuç getirmektedir.
Bakan Mehmet Şimşek bey ve ekibi “rasyonel politikalara” dönüş yapmaya çalışıyorlar. Son hızla Cari açıkla her ay daha kötüye giden TCMB rezervlerinin toparlanması gayretindeler. Kısaca, dövizimiz kalmadı. Her ay ithalat/ihracat arasında aleyhte rakam problemi büyütmeye devam ediyor. 
Eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Planda Dolar kuru 2023 yıl sonu için yaklaşık 30 TL, 2024 yılı için ortalaması 36 Tl olmak üzere yılsonu 42 TL, 2025 içinse 50 TL üzerinde hedeflenmiştir. Mevcut durumda bu rakamların iyimser rakamlar olduğunu tahmin etmek güç değildir. Üstelik bizzat Bakan bey tarafından enflasyonun 2025 ve sonrasında olması gereken seviyelere çekilebileceğinin dşle getirildiği dikkate alınırsa zorlu bir süreç bizi beklemektedir.

ÇÖZÜM ALTERNATİFLERİ

İlk yöntem, -ki mevcut Bakanımız halen bunu denemektedir- yurtdışından sıcak para tabir edilen yabancı sermaye getirilmesi ve bunlara enflasyon üzeri getirinin (Yüksek faiz oranı) garanti edilmesidir. Böylece gelen yabancı kaynak, Türk Lirasına çevrilerek döviz kurları üzerine baskı yapacak ve Hazine borçlanma araçlarına (Devlet Tahvili, Hazine Bonosu) ya da Borsaya (BİST) girecek, yaşadığımız sermaye açığı ve Cari Açık kapatılmaya çalışılacaktır.
Bu yöntemin iki sıkıntısı vardır, yabancı sermaye sahipleri, ülkeye giriş için o andaki döviz kurunu beğenmeleri (?) ve verilecek getiriyi tatmin edici bulmaları gerekecektir. Yani ciddi bir devalüasyon talepleri olacak, muhtemel enflasyonun da oldukça üzerinde reel getiri (faiz) isteyeceklerdir.
Milletimiz açısından çok acı sonuçları olacak bir yoldur bu. Bütçedeki duruma bakarak rahatlıkla söylenebilir ki, günü kurtarmaya ve Mart 2024 seçimlerine kadar idare etmeye çalışan ekonomi yönetimi, ilk yolu seçerse seçim sonrası tarihimizde yaşamadığımız kadar sıkıntılara kapı açacaktır. 
İkinci yöntem ise zaten ortağı olduğumuz Uluslararası Para Fonundan (IMF) zaten yapmak zorunda olduğumuz bir kemer sıkma programıyla uzun vadeli (ihtiyaca göre 5-7 hatta 10 yıl)  ve düşük faizli (CDS olmadığından Dolar bazlı %1-2) olarak finansman temin edip hep birlikte bir iyileşme/nekahat dönemine girmemizdir. Bu anlaşma yapılırsa, IMF kefaleti nedeniyle CDS primimiz de düşeceğinden mevcut dış borçların döndürülme maliyeti ciddi oranda azalacak ve hatta ilave borçlanma imkânı bile doğabilecektir.
Kısaca, makul yol, bu noktaya nasıl geldiğimiz tartışmasından bağımsız şekilde, IMF anlaşmasıdır.


540 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BAK ŞU ALLAH’IN İŞİNE! - 05/03/2024
BAK ŞU ALLAH’IN İŞİNE!
GEL GEL YAPIYORLAR - 02/02/2024
GEL GEL YAPIYORLAR
DEVLETİN MALI DENİZ - 23/01/2024
DEVLETİN MALI DENİZ
BATAKLIĞI KURUTMAK LAZIM - 16/01/2024
BATAKLIĞI KURUTMAK LAZIM
YOK SAYARAK PROBLEMLERİ ÇÖZEMEZSİNİZ - 05/01/2024
YOK SAYARAK PROBLEMLERİ ÇÖZEMEZSİNİZ
BU AYIP KİMİN? UTANDIM - 29/12/2023
BU AYIP KİMİN? UTANDIM
NASIL YOLDAN ÇIKILIR? - 03/11/2023
NASIL YOLDAN ÇIKILIR?
İLGİNÇ ŞEYLER OLUYOR - 27/10/2023
İLGİNÇ ŞEYLER OLUYOR
ELİM YAZMAYA GİTMEDİ - 20/10/2023
ELİM YAZMAYA GİTMEDİ
 Devamı